<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Can AKILTOPU Blog</title>
	<atom:link href="http://akiltopu.com/blog/Index.php?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://akiltopu.com/blog</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Jan 2010 12:54:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Zeitgeist</title>
		<link>http://akiltopu.com/blog/?p=26</link>
		<comments>http://akiltopu.com/blog/?p=26#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:54:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[General]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akiltopu.com/blog/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Düşündüklerimizi, anladıklarımızı, nereden geldiğimizive bundan sonra ne yapacağımızı daha derin araştırdıkça bize ne kadar çok yalan söylendiğini göreceksiniz. Dünyadaki her kurum tarafından kandırıldık. Bir dakika durun ve dini kurumların neden bu dünya üzerinde işlerine karışılmayan tek kurum olduklarını düşünün. Dini kurumlar, dünyadaki pisliğin merkezidir. Dini kurumların hepsi, devletinizi ve hükümetinizi kuran size bu yozlaşmış eğitim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Düşündüklerimizi, anladıklarımızı, nereden geldiğimizive bundan sonra ne yapacağımızı daha<br />
derin araştırdıkça bize ne kadar çok yalan söylendiğini göreceksiniz. Dünyadaki her kurum tarafından kandırıldık. Bir dakika durun ve dini kurumların neden bu dünya üzerinde işlerine karışılmayan tek kurum olduklarını düşünün. Dini kurumlar, dünyadaki pisliğin merkezidir. Dini kurumların hepsi, devletinizi ve hükümetinizi kuran size bu yozlaşmış eğitim sistemini getiren ve uluslararası banka kartellerini kuran bir avuç insan tarafından oluşturuldu. Çünkü siz ve aileniz, efendilerinizin umrunda değilsiniz! Onların umursadıkları tek şey,<br />
her zaman olduğu gibi sadece bu koca dünyaya hükmetmek.</p>
<p>Bizler gerçeklerden uzaklaştırılıp evrendeki ilahi bir gücün varlığına, Tanrı denen adama inandırıldık. Tanrı&#8217;nın ne olduğunu bilmiyorum ama ne olmadığını biliyorum. Kendinizi gerçeği görmek için hazırlayıp, sonu nereye varırsa varsın, ucu kime dokunursa dokunsun gerçekten madalyonun öteki yüzüne bakmak isterseniz yolun bir yerinde ilahi adalete<br />
kafa tuttuğunuzu fark edersiniz. Kendinizi ne kadar çok eğitirseniz çevrenizdeki olayları o kadar iyi kavrarsınız Herşey daha açık gözükür ve etrafınızdaki yalanları görmeye başlarsınız. Gerçeği bilmeniz gerekiyor, gerçeği aramanız gerekiyor. Gerçek sizi özgür kılacak. Gerçeği otorite olarak kabul etmek yerine otoriteyi gerçek kabul edenler için&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akiltopu.com/blog/?feed=rss2&amp;p=26</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağlanmayacaksın&#8230;</title>
		<link>http://akiltopu.com/blog/?p=21</link>
		<comments>http://akiltopu.com/blog/?p=21#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:47:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[General]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akiltopu.com/blog/?p=21</guid>
		<description><![CDATA[BAGLANMAYACAKSIN Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. &#8220;O olmazsa yaşayamam.&#8221; demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BAGLANMAYACAKSIN</p>
<p>Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.<br />
&#8220;O olmazsa yaşayamam.&#8221; demeyeceksin.<br />
Demeyeceksin işte.<br />
Yaşarsın çünkü.<br />
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.<br />
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.</p>
<p>Ve zaten genellikle o daha az sever seni,<br />
Senin onu sevdiğinden.<br />
Çok sevmezsen, çok acımazsın.<br />
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.<br />
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.<br />
Senin değillermiş gibi davranacaksın.<br />
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de<br />
korkmazsın.</p>
<p>Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.<br />
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.<br />
Paldır küldür yürüyebileceksin.<br />
Ille de bir şeyleri sahipleneceksen,<br />
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.<br />
Gökyüzünü sahipleneceksin,<br />
Güneşi, ayı, yıldızları&#8230;<br />
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.<br />
&#8220;O benim.&#8221; diyeceksin.<br />
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin&#8230;<br />
Mesela gökkusağı senin olacak.<br />
Ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait<br />
olacaksın.<br />
Mesela turuncuya, yada pembeye.<br />
Ya da cennete ait olacaksın.<br />
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.<br />
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,<br />
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.<br />
Ilişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak&#8230;</p>
<p>CAN YUCEL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akiltopu.com/blog/?feed=rss2&amp;p=21</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Favourite quotes from Vicky, Cristina Barcelona</title>
		<link>http://akiltopu.com/blog/?p=19</link>
		<comments>http://akiltopu.com/blog/?p=19#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[General]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akiltopu.com/blog/?p=19</guid>
		<description><![CDATA[Juan Antonio: Maria Elena used to say that only unfulfilled love can be romantic. Cristina: I&#8217;ll go to your room, but you&#8217;ll have to seduce me. Juan Antonio: We are meant for each other and not meant for each other. It&#8217;s a contradiction. Maria Elena: You&#8217;re still searching for me in every woman. Juan Antonio: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Juan Antonio: Maria Elena used to say that only unfulfilled love can be romantic.</p>
<p>Cristina: I&#8217;ll go to your room, but you&#8217;ll have to seduce me.</p>
<p>Juan Antonio: We are meant for each other and not meant for each other. It&#8217;s a contradiction.</p>
<p>Maria Elena: You&#8217;re still searching for me in every woman.<br />
Juan Antonio: That is not true, Maria Elena. I was in Oviedo some weeks ago with a woman who was the antithesis of you. An American, and something beautiful happened with her. So you&#8217;re mistaken.<br />
Maria Elena: You&#8217;ll always seek to duplicate what we had. You know it.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akiltopu.com/blog/?feed=rss2&amp;p=19</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangimiz daha zengin</title>
		<link>http://akiltopu.com/blog/?p=16</link>
		<comments>http://akiltopu.com/blog/?p=16#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:44:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[General]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akiltopu.com/blog/?p=16</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında, mutlu mesut yaşayıp giden, otuzuna merdiven dayamış, bir balıkçı varmış. Hergün sabah kalkar, kayığına atlar, denize açılır, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, öğlen güneşi tepeye varmak üzereyken limana gelir, topladığı balıkları, hemen orada yapılan mezatta satarmış. Balıklardan kazandığıyla, ailesi ile birlikte mutlu yaşayıp gidermiş balıkçı. Derken günlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında, mutlu mesut yaşayıp giden, otuzuna merdiven dayamış, bir balıkçı varmış. Hergün sabah kalkar, kayığına atlar, denize açılır, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, öğlen güneşi tepeye varmak üzereyken limana gelir, topladığı balıkları, hemen orada yapılan mezatta satarmış. Balıklardan kazandığıyla, ailesi ile birlikte mutlu yaşayıp gidermiş balıkçı.</p>
<p>Derken günlerden bir gün tam da mezat sırasında, iyi giyimli yaşlı bir bey balıkçının yanına gelmiş ve balıkların hepsini toptan almak istediğini, misafirlerinin İstanbul’dan geleceğini, onlara ikram edeceğini söylemiş. “Ne kadar istersin hepsine?” demiş.</p>
<p>Balıkçı her gün mezatta satabileceği fiyatı söylemiş. Yaşlı ve iyi giyimli adam,</p>
<p>“Ben İstanbul’da bunun bir porsiyonuna bu parayı veriyorum! Sudan ucuz vallahi” demiş.</p>
<p>“Burada balık çok. O yüzden burada balık bu fiyata. İstanbulu bilemem” demiş balıkçı.</p>
<p>“Sana bir on kağıt versem, bunları eve kadar getirir misin? Gelirken arabayı getirmedim de!”</p>
<p>“Olur” demiş balıkçı ve balık kasasını aldığı gibi ihtiyar adamla yürümeye başlamış. İhtiyar adam büyük bir şirketler topluluğunun sahibiymiş. Şimdi şirketlerini oğluna bırakmış ve kendisini dünyayı dolaşmaya vermiş. Burası dünya turundan sonra uzun yerleşmek istediği ve emekliliğinin keyfini sürmeyi istediği kasabaymış. Yakın zamanda kendine bir motor almayı ve sık sık balığa çıkmayı istiyormuş.</p>
<p>“Demek balık çok burada. Günde kaç saat çalışıyorsun? ”</p>
<p>“Sabah çıkıyorum, öğlene kadar çalışıyorum”</p>
<p>“Öğlene kadar mı?”</p>
<p>“Evet” demiş balıkçı.</p>
<p>“Peki öğleden sonra ne yapıyorsun?” demiş ihtiyar adam.</p>
<p>“Öğleden sonra da, dinleniorum, ailem ve arkadşlarımla zaman geçiriyorum.”</p>
<p>“Tembelik ediyorsun yani” demiş bıyık altından gülerek yaşlı adam.</p>
<p>“Tembellik mi? Yoo..</p>
<p>O sırada, iş adamın evine ulaşmışlar. Bahçeyi geçip evin kapısına gelmişler. Balıkları derin dondurucuya koyup tekrar bahçeye çıkmışlar. Yaşlı adam parayı balıkçıya vermiş. Sonra yaşlı iş adamı bu iyi kalpli balıkçıya bir iyilik yapmaya hatta belki de balıkçıyı zengin bir adam yapmaya karar vermiş.</p>
<p>Eh ne de olsa bu güne kadar yüzlerce adama yüzlerce kere tavsiyelerde bulunmuş, yüzlerce konferansta gözlerinin içine bakan genç öğrencilere ve genç girişimcilere fikirlerini anlatmıştı. Bu balıkçı da artık bunu hak etmiş olmalıydı. Belki de bir gün zengin bir balıkçı olarak karşısına gelecekti ve siz bayım, hayatımı değiştirdiniz diyecekti. Yaşlı iş adamı ise, mağrur bakışlarla, kaderini değiştirdiği yüzlerce zengin kişiye baktığı gibi bakacak, “Ben bir şey yapmadım, sadece kendi potansiyelinin farkına varmanı sağladım diyecekti.</p>
<p>Oysa, yaşam ironik süprizlerle doludur ve hayata kendi penceresinden bakan kişilere bu süprizleri sunmaktan pek ustadır. Yani öykünün sonunda kimin zengin, kimin ise fakir olacağına hayatın kendisi karar verir.</p>
<p>Yaşlı adam, balıkçının parasını verdikten sonra, “Hele şurada bir soluklanalım” demiş bahçedeki kamelyayı göstererek. “Sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. Daha çok gençsin ve önünde uzun bir ömür var”</p>
<p>Balıkçı, ihtiyar adamın teklifine şaşırsa da, adamın ses tonundaki yardımseverlikten ve meraktan kamelyaya oturup adamı dinlemeye başlamış.</p>
<p>“Günde kaç kilo balık tutuyorsun” demiş yaşlı adam.</p>
<p>“On veya onbeş kilo” demiş adam.</p>
<p>“Demek tam gün çalışsan otuz kırk kilo balık tutacaksın. Vay canına, burada balık gerçekten çok. Bu ciddi bir rakam.”</p>
<p>“Nasıl yani! Anlamadım” demiş balıkçı.</p>
<p>“Ayda yirmibeş gün balığa çıksan. Yirmibeş çarpı onbeş o da eşittir üçyüz yetmiş beş kilo eder. Bir ayda teknene bir motor alırsın ve tutacağın balık miktarı da iki katına çıkar.”</p>
<p>“İyi de bu ne işime yarayacak ki” demiş balıkçı.</p>
<p>“Sen beni anlamadın galiba. Sonra bir kaç ayda ikinci bir tekne ve motor alırsın. Hatta büyük bir motor alırsın.”</p>
<p>“Peki o kadar motoru kim kullabacak. Bir balıkçıyım ben!” demiş balıkçı şaşkın.</p>
<p>“Demek yavaş yavaş anlamaya başladın. İşte burası çok önemli. Artık patronluğa adım atıyorsun. Bir kaç adamı yayına alacak ve onları çalıştırmaya, diğer tekneleri onlara kullandırmaya ve daha çok balık tutmaya başlayacaksın.”</p>
<p>“İyi de bu kadar balığı ne yapacapım. Onu anlamadım! Burada kimse o kadar çok balığı yemez ki!”</p>
<p>“Üstüne iyilik sağlık. Hiç güleceğim yoktu. Geniş düşüneceksin, ileriye doğru geniş bakacaksın. Şimdi, o balık satışından ayırdığın parayla bir soğuk hava deposu kuracaksın. Belki biraz kredi de alman gerekebilir. Neyse, balıkları orada depolayacak ve anlaştığın bir lojistik firmasıyla balıkları istanbula göndereceksin.”</p>
<p>Balıkçı, yaşlı adamı hayretle dinliyormuş. Ona “Peki sonra ne olacak?” demiş.</p>
<p>“Sonra mı? Gördün mü, her şey kendi kendine oluşuyor. Eğer ipin ucunu yakalarsan ve doğru zamanda doğru hamleyi yaparsan turnayı gözünden vurursun. Deken işleri iyice büyütecek ve daha büyük motorlar alacak ve filonu genişleteceksin. Sadece bu kasabada değil, bu kente iş yapmaya başlayacaksın.</p>
<p>“O zaman o soğuk hava depoları da yetmeyecek. Sonra ne olacak o kadar balık. Helak mı olacak?” demiş balıkçı.</p>
<p>“Bak, her sorun bir fırsat aslında. Sorular, fırsatların kapılarıdır. Yeter ki doğru soruyu sormasını bil. Balık çoğalınca, bir balık işleme fabrikası kuracaksın. Konservesini yapacak, yağını çıkaracak, tüm ülkenin en iyi balık firmasının sahibi bile olabilirsin.”</p>
<p>Balıkçı, kendini koca fabrikanın patronu olarak düşlemiş. Yüzlerce işçi, yüzlerce balık. Yavaş yavaş üzerine bir ağırlık gelmeye başlamış. “İyi de bu benim ne işime yarayacak.</p>
<p>“Çok zengin olacaksın. İşi iyice genişletip tüm ege ve akdenizde bu tesislerden kuracak hatta karedenizde bile bu tesislerden açacaksın. Çok zengin olacaksın, çok ” demiş yaşlı adam. Anlatırken balıkçıyı da hayal ediyor ve onun o halinden keyif alıyormuş. Sanki kendi yükselişi ve şirketinin yükselişi gibiymiş balıkçının durumu.</p>
<p>“Çok zengin olmak ne işime yarayacak? Para her şey demek değil ki!” demiş balıkçı.</p>
<p>“Bak burada haklısın. Para bir süreliğine nefsini idare ediyor ama sonra paraya karşı köreliyorsun. Bu sefer, ün, başarı ve güç giriyor hayatına. Her yerde insanlar önünde iki büklüm oluyor. Bir sürü insan ağzından çıkacak tek kelimeye bakıyor. Her yere davet ediliyorsun. Yüzlerce binlerce iş adamı konferanslarda ağzından çıkcak o sihirli başarı kelimesine odaklanıyor. Gençler üniversitelerde ağzı açık seni dinliyor. Alında bunu sana anlatamam, yaşamak lazım.”</p>
<p>“Peki, tüm bunlardan sonra neler olacak?” demiş balıkçı.</p>
<p>Yaşlı adam, balıkçının meraklandığını ve hecesleniğini düşünmüş.</p>
<p>“Sonra şirketlerin büyüdükçe sen yaşlanacaksın ve dişinle tırnağınla kazandığın bu başarı imparatorluğunu emanet edecek birilerini arayacaksın. Bu aşamada iyi eğitimli çocukların devreye gircek ve şirketi onlara, başarıan başarı katsınlar diye devredecek onları uzaktan kontrol edeceksin. Onlardan emin olduğunda ise kenara çekilecek ve başarının tadını çıkarmaya başlayacaksın.” Burada biraz urmuş ve geniş bir soluk almış yaşlı adam.</p>
<p>“En tatlı kısım burası. Artık yaşlandın ve yoruldun. Belki de benim gibi yetmiş yaşına geldin. Artık şirketleri bırakıp güzel bir sahil kasabasında güzel bir ev, güzel bir motor alacak ve hayatının sonlarını bu muhteşem sahil kasabasında geçirecek ve hayatının son yıllarını mutluluk içinde geçireceksin.”</p>
<p>Balıkçı ihtiyar adama bakmış, bahçeden görünen denize bakmış.</p>
<p>İyi de ben zaten “Şu anda senin dediğini yapıyorum” demiş.</p>
<p>“Nasıl yani?” Demiş ihtiyar adam.</p>
<p>“Ben küçük bir balıkçıyım. Mutluyum. Bu kadar kazanmak bana yetiyor. Anlattığın şeyi zaten şu anda yapıyorum, o zaman dediğin şeyleri yapmama ne gerek var. Tüm bunları zaten şimdi yapıyorum. Mutluluğumu çalışma ve para karşılığı verip, en sonunda yıllar sonra o mutluluğa kavuşmaktansa, şimdi yaptığım gibi daha mutlu olabilirim değil mi? Bunun için çok paraya ihtiyacım varmı?”</p>
<p>İhtiyar iş adamı bir anda, yıllarının nasıl gittiğini, nasıl kendisini yıprattığını, daha da önemlisi amaç ve aracı birbirine nasıl karıştırdığını fark etmiş.</p>
<p>“Sen benden daha zenginsin balıkçı. Böyle devam et.” demiş iş adamı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akiltopu.com/blog/?feed=rss2&amp;p=16</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlaşılmamış dahi Nikola Tesla</title>
		<link>http://akiltopu.com/blog/?p=13</link>
		<comments>http://akiltopu.com/blog/?p=13#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[General]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akiltopu.com/blog/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Çılgınlığımızı hatırladığımızda gizemler kaybolur ve hayat açıklanmış olur. Bilim adamlarının birçoğunun çılgın olduğunu kabul edersek , bu doğru bir deyiş olurdu. Hayatımızda anlam veremediğimiz bu gizemlere o çılgın insanlar birer ad bulmamışlar mıdır zaten. Michael Faraday, Albert Einstein, James Clerk Maxwell, Allessandro Volta, Andre Marie Ampere ve daha adını sayamadığım birçok bilim insanı… Çoğunun ortak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çılgınlığımızı hatırladığımızda gizemler kaybolur ve hayat açıklanmış olur. Bilim adamlarının birçoğunun çılgın olduğunu kabul edersek , bu doğru bir deyiş olurdu. Hayatımızda anlam veremediğimiz bu gizemlere o çılgın insanlar birer ad bulmamışlar mıdır zaten. Michael Faraday, Albert Einstein, James Clerk Maxwell, Allessandro Volta, Andre Marie Ampere ve daha adını sayamadığım birçok bilim insanı… Çoğunun ortak noktası, gerçeği söylemenin hiçbir zaman onlar için doğru zamanının olmamasıdır. Çünkü gerçek farklıdır ve çılgıncadır. Pek çok bilim adamı yaşadıkları dönem ve koşullarından dolayı zorluklarla karşılaşmış; buna rağmen pes etmeyip buldukları gerçekler için zaman yaratmışlardır.</p>
<p>Faraday’in hayatı bu bağlamda dikkat çekmektedir. Zengin ve asil bir insan olarak doğmayan Faraday, okumaya olanak da bulamamıştır. Fakat onda diğerlerinde olmayan çok önemli bir şey vardır: Merak! Bir çiftçi kalfası olması, onun bilim adına keşifler yapmasına engel olmamıştır. Bir sürü kaynak okuyarak kendisini geliştirmiştir. Gün gelip de Güneş ışınlarının da birer elektromanyetik dalga olduklarını söylediğinde çoğu insan onu hafife almıştır ve onunla dalga geçmiştir. Fakat yıllar sonra bir başka bilim adamı olan Maxwell yaptığı hesaplamalarda, Faraday’in bu görüşünün doğruluğunu kanıtlamıştır.</p>
<p>Her şey bir kenara konulduğunda bilim ve teknoloji, bir deneyim, araştırma ve cesaret birikimidir. Bu birikim, formal eğitimin salt dayatmasından çok, kişinin kendi disiplinini sağlamasıyla ilgilidir. Tam da bu tanıma uyan bir bilim adamı vardır ki, adı sanı popüler bilim çevrelerinde pek duyulmasa da, yaptığı buluşlarla insanlığın bugünkü konumuna gelmesinde büyük katkıları olmuştur. Onun kim olduğunu anlamak için gök gürültüsünün sesini dinlememiz yeterli olur. Mark Twain’in bu sözünü yazımın ana karakterine hitap etmek istiyorum.Bu yazımın kahramanı zamanının çok ötesinde yaşamış olan <strong>Nikola</strong> <strong>Tesla</strong>’dır. İşte size yıldırımlara hükmeden adamın hikayesi… “Gök gürültüsü güzeldir, gök gürültüsü etkileyicidir, ama yıldırım olmadan bu hiçbir işe yaramaz.”</p>
<p>Dünyaya belli dönemlerde zekalarıyla çağ deviren insanlar bir kere gelir denir ya; işte <strong>Nikola</strong> <strong>Tesla</strong> da onlardan biridir. Eşi benzeri olmayan bir bilim insanıdır. Tek başına çalışmayı ve yalnızlığı seven <strong>Tesla</strong>’nın özel hayatı hakkında pek fazla bilgi yoktur. Aslında o da hepimiz gibi bu dünyaya gelmiş, yaşamış ve zamanı geldiğinde bu hayata veda etmiş bir insandır. Ama aramızdaki bir fark, onu çok özel kılmıştır. <strong>Tesla</strong>, insanların etten yapılma birer makine olduklarını düşünmüştür.</p>
<p><strong>Nikola</strong> <strong>Tesla</strong> tam olarak 1856 yılının 9 Temmuz gününü 10 Temmuza bağlayan gece yarısında, Hırvatistan’ın Lika bölgesinin Smiljana köyünde doğmuştur. Üç kız ve iki erkek olmak üzere beş çocuktan biridir. Babası Milun <strong>Tesla</strong> ve annesi Duka Mandiş aslen Batı Sırbistanlıdır. Evleri, babası Papaz Milutin <strong>Tesla</strong>’nın yönetimindeki Sırp Ortodoks Kilisesi’nin hemen bitişiğindedir. Babası, hep <strong>Nikola</strong>’nın da kendisi gibi bir papaz olmasını istemiştir. Fakat <strong>Tesla</strong>’nın daha başka planları vardır. Daha beş yaşındayken icatlarına başlamış olan bu çocuk, beş yaşında köyde gördüklerinden çok daha farklı bir su çarkı üretmiştir. Çok gelişmiş bir fotoğrafik hafızasına sahip olan <strong>Tesla</strong> her zaman bu yeteneğinin ve yaratıcı dehasının kendisine annesinden miras kaldığını söylemiştir. Annesinin tahsili olmamasına rağmen, inanılmaz bir hafızası vardır ve ciltler dolusu yerli ve klasik Avrupa şiiri külliyatını ezbere okuma yeteneği olan bir kadındır. Komşuları arasında da pratik ev aletleri mucidi olarak bilinmektedir.</p>
<p><strong>Tesla</strong> hayatında çok trajik bir olay yaşamıştır. Kendisinden yedi yaş büyük olan Daniel, on iki yaşında geçirdiği bir kaza sonucu ölmüştür. Başarılarının, anne ve babasının kayıplarını daha derinden hissetmesine yol açtığını gördüğünden, kendine karşı güvensiz bir çocuk olarak büyümüştür. Hayatının çok sonraki dönemlerinde bile ağabeyinin ölümünün neden olduğu kâbuslar ve halisünasyonlar görmeye devam etmiştir. Daniel’ın ölümü <strong>Nikola</strong>’da fobilerin ve takıntıların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Örneğin, ileriki yaşlarında tabağındaki yemekten aldığı bir parçayı ağzına götürmeden önce saplantılı bir şekilde lokmanın kübik özelliklerini hesaplamaya başlamıştır. Aşırı titiz olmuştur ve mikroplardan çok korkmaktadır. Kardeşi Daniel’ın kaybından sonra anne ve babası için bir teselli olur umuduyla çok erken yaşlarda kendisini katı bir disiplin altına almaya başlayan <strong>Tesla</strong>, diğer çocuklara nazaran çok daha alçak gönüllü, çok daha çalışkan ve cömert, her açıdan çok daha dürüsttür . Gene bu kaybından dolayı olsa gerek hayatı boyunca gözünde ışık patlamaları olmuştur. <strong>Tesla</strong> bu yıpratıcı imgelerden kurtulmak ve kendisine geçici de olsa bir rahatlama sağlayabilmek için hayal ürünü dünyalar kurmaya başlamıştır. Her gece kendisini seyahatlere çıktığına, yeni yeni yerler gezdiğine, yeni arkadaşlar edindiğine inandırmıştır. Her ne kadar inanılmaz olsa da, kendini bunlara gerçek hayattakiler kadar yakın hissetmiştir. On yedi yaşına kadar bu böyle devam ettikten sonra bu eğilimi sayesinde tasarımlarını bir modele, çizime ya da deneye ihtiyaç duymadan zihninde halledebilmiştir.</p>
<p>Gospiç şehrinin yakınlarında okula başlamış ve hayatında ilk defa mekanik modeller ve su türbinleri ile tanışmıştır. Niagara Çağlayanı hakkında okuduğu bir yazı onu büyülemeyi başarmıştır. Hemen hayalinde çağlayan sularının döndürdüğü devasa bir tekerlek canlanmıştır. Amcasına bir gün Amerika’ya gideceğini ve hayalini gerçekleştireceğini anlatmıştır. Okulda yabancı dil öğreniminde başarı göstermiş, Slav diyalektlerinin yanı sıra İngilizce, Fransızca, Almanca ve İtalyancaya hakimdir. Ama asıl matematikte yıldızlaşmıştır. On yaşında iyi bir fizik bölümüne sahip olan bir Jimnasyum’a yazılmıştır. Kendisine birkaç numara küçük gelen bu okula devam ederken bir dizi hastalığa yakalanmıştır. Biraz iyileşmeye başlayınca, faydası olur diye tekrar okumaya başlamasına izin verilmiştir ve kendisinden.yerel bir kütüphanedeki kitapların bir kataloğunu hazırlanması istenmiştir. Bu görev sayesinde Mark Twain’in ilk eseriyle tanışma şansını yakalamıştır. Bu tanışmanın verdiği mutluluğun etkisiyle mucizevî bir iyileşme göstermiştir. 25 yıl sonra Mark Twain’le New York’ta tanışmış ve ona bu hikâyeyi anlattığı zaman Twain’in gözyaşlarına boğulması konusunda hayrete düşmüştür. Öğrenimine Hırvatistan’ın Karlstadt şehrinde daha yüksek bir okulda devam etmiştir. Daha sonra Avusturya Graz’daki Politeknik okuluna yazılmıştır. İlk yılında ordu öncü bursunu kazanmış ve böylece parasal kaygılardan uzak bir yıl yaşamıştır. Çalıştığı temel konular fizik, matematik ve mekaniktir. Ertesi sene ordu öncü bursu iptal edilmiş ve bir din görevlisinin maaşı okul harçlarını karşılayamadığından dönem bitmeden derslerini bırakmak zorunda kalmıştır. Bu ikinci yılında alternatif bir doğru akım elektrik aleti fikri geliştirmeye başlamıştır. Elektrik mekanizmasını <strong>Tesla</strong> ile tanıştıran kişi teorik ve deneysel fizik derslerini veren bir Alman, Profesör Poeschl’dır. Bir gün Paris’ten Gramme Makinesi denilen ve hem motor hem de dinamo işlevi görebilen bir doğru akım aygıtı gelmiştir. Komütatörü ve tele dolanmış bir armatüresi vardır. Çalışırken kıvılcımlar saçmaktadır. Bunun üzerine <strong>Tesla</strong>, profesöre acemice komütatörü kaldırarak ve alternatif akıma bağlayarak tasarımın geliştirilebileceğini söylemiştir. Sonra iki yılını geçirdiği Prag’da derslere gayri resmi bir şekilde devam etmiştir. Çekoslovakya’ da bulunan dört üniversiteden hiçbirine kayıtlı değildir. Anlaşılan <strong>Tesla</strong> kendi kendisinin öğretmeni olmuştur. 24 yaşına kadar Prag’ta kalarak dersleri izlemiş, çalışmalarına kütüphanede devam etmiş ve bu şekilde kendisini fizik ve elektrik mühendisliği alanlarında geliştirmiştir.</p>
<p><strong>Tesla</strong> o kadar yetenekli ve üretici bir insandır ki bir sürü keşif ve buluş yapmıştır. Ancak bunların hepsini burada anlatmak mümkün değil. Bu sebeple sizlere sadece en önemlilerini aktaracağım. <strong>Tesla</strong>’nın en önemli buluşu, ki bunu çoğu insanın bildiğini düşünüyorum, alternatif akımdır (AC). Önce kısaca alternatif akımın ne olduğunu açıklayalım. Alternatif akım zamana göre yönü ve şiddeti değişen akımdır. Alternatif akımın yön değiştirmesi gelişi güzel olmayıp düzenli bir şekildedir. <strong>Tesla</strong> Edison’un doğru akımının çok sağlıklı çalışmadığını görmüştür. Doğru akım kullanılırken enerji iletim hatlarında uzun mesafelerde kayıplar olmaktadır. Bu yüzden alternatif akım üreten bir senkron motoru tasarlamıştır. Alternatif akımın üretildiği senkron jeneratörlere alternatör denir. <strong>Tesla</strong>, New York’ta AIEE (Şimdiki IEEE)’nin bir toplantısında çok gösterişli konferans verip, tek ve çok fazlı alternatif akım sistemlerinin gösterisini yapmıştır. Dünya mühendisleri, muazzam gelişmenin kapısını açarak, telle yapılan elektrik enerjisi iletimindeki sınırlamaların giderilmiş olduğunu görmüşlerdir.</p>
<p>Bu noktada kendimize bir kaç soru sorup cevaplayalım. Radyoyu kim icat etmiştir? Cevap: Marconi. X ışınlarını kim keşfetmiştir? Cevap: Röntgen. Dilerseniz, florasan lambayı ve neon ışıklarını da soralım nasıl bulundular diye. Bu son soru dahil, hiçbir cevabın içinde <strong>Tesla</strong> adını göremediniz. Çok normal; çünkü kitaplarda bu icatların temelini aslında <strong>Nikola</strong> <strong>Tesla</strong>’nın attığı anlatılmaz ve malesef onun adı da geçmez. Bununla bağlantılı olacak şekilde <strong>Tesla</strong>’nın icatlarından bahsetmeye devam edeceğim.</p>
<p><strong>Tesla</strong> farklı bir amaçla icat edilmiş olsa da 1891 yılında bugün radyo, televizyon ve bilgisayar teknolojisi başta olmak üzere birçok elektronik ekipmanda da kullanılan <strong>Tesla</strong> Bobinini (<strong>Tesla</strong> Coil) keşfetmeyi başarmıştır.  <strong>Tesla</strong> bobini radyo frekanslarında yüz binlerce volta varılmasını sağlayan yüksek frekanslı bir transformatördür. Elektrik akımı bu aletin tepesinde sıçramalara neden olur ve mavi kıvılcımlar çıkartır. Bu elektrik deşarjlarının bir alıcı tarafından kablosuz olarak alınabilmesi elektrik enerjisinin kablosuz transferini sağlamış olacaktır. Söylendiğine göre yüksek frekanslardaki elektrik akımları vücuda zarar vermeden derinin üzerinde dolaşabildiği için <strong>Tesla</strong> da bu kıvılcımları parmaklarından alıp vücudunda dolaştırabilirmiştir. Bu alet sayesinde elektriğin çok yüksek frekanslarda kablosuz olarak transferinin mümkün olacağını düşünmüştür. Ve kuracağı merkezlerle küçük bir kaynaktan yükselterek elde ettiği elektrik enerjisini (milyonlarca volt) kablosuz olarak dünyanın istediği yerindeki alıcılara ulaştırabilecektir. Bunu yapabilmek için en iyi iletken dediği yerküreyi kullanmaktadır. Bu bizim AC sisteminde evlerimizde kullandığımız topraklama gibi düşünülebilir; yerküre esasında kendisine aktarılan elektriği kaybetmez ve topraklanan akım gücünün yettiği yere kadar dalgalar halinde yayılır. <strong>Tesla</strong>, çok kuvvetli elektrik akımlarını topraklamış ve bu akımı başka bir akımla aynı yerden topraklayarak destekleyerek, dalgayı kuvvetlendirmiştir. <strong>Tesla</strong> bobini ile çıplak elinde tuttuğu gazlı tüpü vücudundan, zarar vermeden, yüksek gerilimli akım geçirmiştir O günlerde <strong>Tesla</strong> aslında neon tüpünü ve florasan an tüpünün aydınlatılmasını göstermiştir.</p>
<p><strong>Tesla</strong> kendi laboratuarını kurduktan sonra gölge ışınlar üzerinde çalışmaya başlamıştır. Çalışmaları, 1895 de Röntgen’in “x ışınlarını” bulmasındaki temel veriyi oluşturmuştur. 1917 yılında uzaktaki cisimlerin üzerine kısa dalga darbeleri gönderip yansıyan kısa dalga darbelerinin bir flüoresan ekran üzerinde toplanmasıyla izlenebileceklerini açıklamıştır. Diğer bilim adamlarının varlıklarını keşfetmelerinden 20 yıl önce kozmik ışınları açıklamıştır.</p>
<p>Thomas Alva Edison’u duymayan yoktur herhalde. Daha bizler ilkokul sıralarında otururken ampulü icat eden bilim adamı olarak anlatılır hemen. O olmasaydı elektrik olmazdı denir hep. Edison ile <strong>Tesla</strong> arasındaki müthiş ilişkiyi öğrendikten sonra düşüncelerinizin değişeceğinden eminim. Unutmayalım ki madalyonun iki yüzü vardır bir yüzü bizim görmekten memnun oluğumuz, alıştığımız ve değiştirmeye korktuğumuz tarafıdır. Diğer yüzü ise bizden saklanan ve öğrendiğimizde bizi dehşete düşürebilecek tarafıdır ki; gerçekle yüzleşmek her zaman zordur.</p>
<p>Edison kimdir? Henüz otuz ikisinde olmasına rağmen saçları ağarmaya başlayan Thomas Alva Edison, Bayan Edison’un kendi kreasyonlarından ve ellerinden çıkma damalı işçi gömleği içinde kaba saba neşeli, hafif kambur duran zeki bir insandır. İlk bakışta insana yüzünde bir ifade yokmuş gibi gelir ama ziyaretçileri kısa sure içinde gözlerinde parlayan uçsuz bucaksız enerjinin ve zekânın farkına varır. O zamanlar, Edison bir <strong>dahi</strong> için bile fazlasıyla zayıf birisidir. Edison’un düşüncelerinden birisi, onun bilim adamlığı yanında daha da ön planda tuttuğu bir şeyin olduğunu gösteriyor. O da ticaret kafasıdır. Bu düşünce matematikçi olmaya ihtiyacının olmadığıdır çünkü ne zaman istese bir tanesinin işe alınabileceğidir. Ama tabiî ki de New York ışıklarının yanıp sönmesini en başta Edison’a borçludur. <strong>Tesla</strong> cebinde bir tavsiye mektubuyla Edison’un şirketine gitmiştir. Edison’un huzuruna çıktığında ona, Mr Batchelor’ın yazdığı tavsiye mektubunu vermiştir. Edison tavsiye mektubunu okuyup, <strong>Tesla</strong>’ya ne yaptığını sormuştur. <strong>Tesla</strong>, keşfettiği döngüsel manyetik alan ilkesi ile çalışan kendi imalatı alternatif akım indüksiyon motorunu anlatmıştır. Buna geleceğin dalgası demiştir. O dönemlerde hem ekonomik kriz olduğundan hem de bu sistemi yerleştirmenin çok masraflı olacağıdan, Edison kalıplaşmış bir düşünceyle Amerika’da doğru akımın kullanıldığını ve alternatif akımın bir teoriden öteye gidemeyeceğini söylemiştir. Ama yine de ona şirketinde bir iş vermiştir. Edison, <strong>Tesla</strong>’nın yeteneklerini kısa sürede keşfettikten sonra, ona şirketin problemlerini ve tasarımlarındaki sorunları çözmede tam yetki vermiştir. <strong>Tesla</strong>, Edison’un ilkel dinamolarını elden geçirmeyi ve hepsini yeniden tasarlanması için bir plan sunmuştur. Bunun karşılığında Edison ona 50 bin dolar teklifte bulunmuştur. <strong>Tesla</strong> işi tamamlamıştır ve Edison’a gidip parasını ne zaman alabileceğini sorduğunda Edison ona “Sen Amerikan şakalarını bilmiyorsun anlaşılan” diye yanıt vermiştir. <strong>Tesla</strong> Edison’dan bir kazık yemiştir ve bunun üzerine istifa etmiştir. Edison <strong>Tesla</strong>’yı bir teorisyen ve kültürlü olduğu için sevmemektedir. <strong>Tesla</strong> kendi elektrik şirketini 1887 yılının nisan ayında hizmete açmıştır. George Westinghouse AC dağıtım sistemi patenti haklarını satın almış ve Amerika’daki ilk ticari AC sistemini işletmiştir. <strong>Tesla</strong> Westinghouse’un şirketinde tek fazlı sistemini güncellemek için ayda 2 bin dolara çalışmayı kabul etmiştir. Edison, <strong>Tesla</strong>’nın Westinghouse ile birlikte alternatif akım konusunda bir anlaşma yaptığını ilk duyduğunda öfkeden mosmor olmuştur (!) ve <strong>Tesla</strong>’nın patentlerini saf dışı bırakmaya çalışmıştır. Bir yandan da, kendi araştırmalarına devam etmek adına, çocuklara getirdikleri her bir kedi ve kopek karşılığında 25 sent ödemektedir ve bu hayvanları acımasız deneylerde kasten alternatif akım vererek öldürmektedir. Daha sonra bunları üzerinde kırmızı harflerle “dikkat!” yazılmış broşürlerle halka göstermiş ve eğer tehlike fark edilmezse, insanların Westinghouse tarafından katledilecekleri iddiasını yaymaya çabalamıştır. Tehlike ise alternatif akımdan başkası değildi. Bizim Edison görüldüğü kadarda tatlı bir adam değilmiş (!).</p>
<p>Peki, <strong>Tesla</strong> aslında gerçekte kimdir? Evlerimize gelen alternatif akımın yaratıcısı mı, takıntıları olan bir deli mi yoksa eski kitapların, tozlu sayfalarının arasında, adını unuttuğumuz, hatırlamak istemediğimiz ve o sayfalarda bırakmak istediğimiz birisi midir?</p>
<p>Sonuç olarak, <strong>Tesla</strong> sadece bizlere imkânsızın ötesine bakmamız gerektiğini anlatmaya çalışan ve belki de bu sayede hayatın içindeki gizemlere anlam vermeyi başarabilmiş bir bilim insanıdır. <strong>Tesla</strong>’nın hayatı bizi şöyle bir sonuca ulaştırır: Hayata geldiğimiz an kendimizi bir mücadele içinde buluruz. Bu mücadeleden başarıyla galip çıkabilmek için bizi düşürmeye çalışacak olan insanlara bunu başaramayacaklarını göstermemiz gerekir. Bu da ancak <strong>Tesla</strong>’nın ve birçok bilim adamının yapmış olduğu gibi zafere ulaşıncaya kadar pes etmemekle olur. İşte o zaman arkamıza dönüp baktığınızda içimizdeki çılgınlığın ve cesaretin yaratmış olduğu o güzel manzarayı görebiliriz. Bilim adamları için çılgınlıklarıyla bir şeyleri keşfetmişlerdir demek belki de çok doğru olmaz; ancak sıradan düşünmeyip sıradanlıktan arınmış oldukları yadsınamaz bir gerçektir.</p>
<p>Doğru olduğunu düşündüğümüz fikirlerin peşinden koşmak mı yoksa varlığımızın bu dünya üzerinde geçici bir kütle olduğunu düşünüp sistemin koyduğu kalıpları sindirmek mi? Seçim sizlerin.</p>
<p>Çağla Sarvan<br />
T.C. Yeditepe Üniversitesi</p>
<p>http://ieee.yeditepe.edu.tr</p>
<p>IEEE Öğrenci Kolu Sekreteri</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akiltopu.com/blog/?feed=rss2&amp;p=13</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Some notes about B&amp;W Photography</title>
		<link>http://akiltopu.com/blog/?p=11</link>
		<comments>http://akiltopu.com/blog/?p=11#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:30:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Photography]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akiltopu.com/blog/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[I have just research some tips and tricks about B&#38;W Photography and I come up with some notes about B&#38;W photography from different sources. The best subjects for black and white photos have high contrast. There should be a big difference between the light and dark areas of what you want to photograph. How you [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em> I have just research <strong>some</strong> tips and tricks about <strong>B&amp;W</strong> <strong>Photography</strong> and I come up with <strong>some</strong> <strong>notes</strong> about <strong>B&amp;W</strong> <strong>photography</strong> from different sources.</em></p>
<p>The best subjects for black and white photos have <strong>high contrast. </strong>There should be a big difference between the light and dark areas of what you want to photograph. How you use light and shadow will determine if your photo is a hit or miss. If you are using a color photo with no contrast, you end up with just a photo that has had its color removed and nothing more. <strong>Your photo needs to have high contrast first for converting to black and white.</strong></p>
<p>When shooting landscapes, always look for active skies, <strong>clean featureless skies just do not photograph well in black and white.</strong> Unlike when shooting color, where you should have the sun behind you, with <strong>black and white <strong>photography</strong> it’s generally best to shoot facing the sun.</strong> Shadows are important in black and white <strong>photography</strong> and when the sun is behind you, it’s much harder to achieve the higher contrast you need in black and white <strong>photography</strong>.</p>
<p><strong><strong>Some</strong> photographers say that they rescue bad color photos by converting to <strong>B&amp;W</strong> and that is fine, </strong>but you should know beforehand why you are taking the photo and what you’re going to do with it before taking the photo. Photos taken specifically for black and white, generally, are always better than color photos converted to <strong>B&amp;W</strong>.</p>
<p><strong>Learn how to see in black and white. The best time to shoot black and white photos is usually mid day because of the strong light and shadows; </strong>even photos taken facing the sun can provide wonderful results. Learn how to use different angles of light for different effects.</p>
<p><strong>A black and white photo relies mainly on structure, tonal range, contrast, composition and form. </strong>If there are little of any of these elements, then you have nothing left but a weak and dull black and white lifeless photo. With a color photo you could frequently get away without the having this but you can not with black and white <strong>photography</strong>. Texture is even more important in black and white <strong>photography</strong> simply because texture defines shadows and a variety of different types of lines found throughout the scene.</p>
<p><strong>A good definition of black and white is the capturing of a sense of the dramatic.</strong> Textures such as wood grain, metal, grass, water and the various repeated patterns in nature, like waves or spirals, seem to work well in black and white <strong>photography</strong>. With black and white, always try to keep <strong>some</strong> order in your texture. Symmetrical textures in black and white are always strikingly lovely…</p>
<p>Now I am looking the consept of HDR-<strong>B&amp;W</strong> (High Dynamic Range <strong>Photography</strong> on <strong>B&amp;W</strong>) I have found a nice tutorial you can visit this page from: <a href="http://www.apogeephoto.com/june2007/jaustin62007.shtml" target="_blank">http://www.apogeephoto.com/june2007/jaustin62007.shtml</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akiltopu.com/blog/?feed=rss2&amp;p=11</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>For Better Landscape Photos</title>
		<link>http://akiltopu.com/blog/?p=7</link>
		<comments>http://akiltopu.com/blog/?p=7#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:26:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Photography]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akiltopu.com/blog/?p=7</guid>
		<description><![CDATA[Use a tripod or a monopod for shooting landscapes; the reason being is that using filters, small apertures and  low  ISO  ratings can slow your shutter speed considerably, leaving your photos vulnerable to camera shake. Otherwise, as long as  you  stay within  your  shutter  speed  comfort  zone of around 1/90th or 1/125th sec. handholding will [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Use a tripod or a monopod for shooting landscapes</strong>; the reason being is that using filters, small apertures and  low  ISO  ratings can slow your shutter speed considerably, leaving your photos vulnerable to camera shake. Otherwise, as long as  you  stay within  your  shutter  speed  comfort  zone of around <strong>1/90th</strong> or <strong>1/125th</strong> sec. handholding will be fine.</p>
<p>When shooting landscapes, as with everything else we photograph, it is important to frame the subject in a manner that creates interest and appeal.</p>
<p>With practise, <strong>you will see by simply moving the point of focus in the image to the left or right of the frame can greatly  improve the aesthetic nature of the final product.</strong></p>
<p>Once you have composed the shot in your SLR the next thing you have to work out is the exposure. You can use the in-camera meter. On overcast days you do not have to worry about shadows, as the clouds act  like one giant  soft box, which diffuses  the light, where  as on  sunny days  you have  to deal with other  issues such as shadows and highlighted areas.  You can use a circular polarizer or a neutral density filter, or  in some cases  you may need  to use both  together. Polarizer’s reduce  glare  and  unsightly  highlights,  but  they  can greatly  reduce  the  shutter  speed  and  aperture  on average  by  two  stops.</p>
<p><strong>The smaller  the aperture you use,  the more  likely you are to get a nice blue sky and fluffy textured clouds. With smaller apertures you really need to consider the shutter speed. </strong></p>
<p>Another aspect of <strong>landscape</strong> photography to <strong>consider is the time of day.</strong> Some subjects look <strong>better</strong> at night than during the day. A mountain scene quite often looks more appealing at sunrise or sunset. If possible, on the day you are going out on a shoot, be selective on what you photograph at certain times.</p>
<p><strong>You should spend more time composing and shooting the scene, rather than “fixing” your images in Photoshop.</strong> It wastes a lot of time and slows the whole process completely. Becoming reliant on Photoshop to fix your mistakes is time consuming. Striving to become a <strong>better</strong> photographer means  that you must  learn  to discipline yourself with  time and effort when you are actually using your  camera.  If you want  to keep your image natural, ninety percent of  your work will have to be in camera, with only a few normal tweaks such as colour  correcting  in  curves,  sharpening,  and possibly cropping. Having to do too much post processing can destroy  an  image</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akiltopu.com/blog/?feed=rss2&amp;p=7</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
